YARATMA CESARETİ OKURU OLARAK
YARATMA CESARETİ OKURU OLARAK
Bu kitabı okumanın kozmik bir anlamı olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Yaşamın tam kritik noktasında, ruhsal daralmaların içinde birden bu kitap karşısına çıkıveriyor insanın. Ya da, kendi yaşamımda çocukluğumda karşılaştığım bu kitabı genç bir oğlan iken 2019 yılında tekrar hatırlamam gibi, tekrar hatırlıyor insan. Bu hatırlama ya da karşılaşmanın kritik bir noktada olduğunu söyledim. Çünkü bu karşılaşma İnsan Soyu tarafından yapılan bir “Çağrıdır”. Üstad ve Lena ile yaptığımız son sahnede bu çağrının anlamının yazılması gerekliliği gündeme geldi. Aşağıda bunu açıklayacağım..
Üstad Alper Oysal’ın çervirdiği ve sunuş yazısını kaleme aldığı Rollo May’in “Yaratma Cesareti” isimli eserinde “Nevrotik Tip” sahne alıyor. Üstad sunuş yazısında nervrozu şüphesiz açıklarken, okuyucuda “ah, işte bu etkisi” ve heyecanı olabiliyor. Nevroz, insanın olmayan bir dünyaya, varoluşa itilmişliğidir. Tip kendini bu dünyaya ait hissedemez. O yeni bir dünyanın habercisidir. Ve aynı zamanda bu varoluş içinde kendisi olmadığı için sahtelik duygsunu da ağır yaşar. Bu bağlamda diğerleri (başta aile ve toplumun diğer üyeleri) ile arasında bir farklılık oluşur, ya da zaten vardır. Nevrotik farklılığını bilinçdışı ile olan bağlantısından alırken, toplum bu farklılığı irrasyonel ve yıkıcı olduğu için kabul edemez. Nevrotiğin bilinçdışına olan yakınlığı ona yüksek hissiyat verirken aynı zamanda bilinçli olma ve yaratıcılık potansiyellerinin göstergesidir. Sosyal organizma da diyebileceğimiz toplum, “sağlıklı normal ego” ideolojisini benimseyip hastalığı reddederken, nevrotik tip kendindeki farklılığı negatif olarak algılar. Ve sosyal organizmaya uyum için önce kişisel gelişim ideolojisine başvurup kendine daha fazla sahtecilik ve kaygı yaratabilir. Ya da son çare olarak psikiyatrinin eline düşüp telkin ve ilaçlar ile uyutulabilir. Ve nevrotik tipin farklılığı farklılaşmaya dönüşemez. Nevrotik Tipin farklılığının temeli varoluşunun “Anlam Eksikliği” ve “Tinsel Bunalımıdır”. Bu Farklılık, spiritüel çalışma ile Farklılaşmaya dönüşmesi gerekir. Farklılaşma, içinde bulunduğumuz dünyadaki verili olan kişiliği yıkıp, yine kendi içinden gelen yaratma sürecinde kendi kendini yaratıp yeni kişiliğe geçişi temsil eder. Bu bakımdan Tinsel Bunalım, şimdiki kişiliğin içindeki varoluşun manevi yetersizliğidir. Bu kitap, sunuş yazısı ve içeriği ile varoluş sorununa bir anlam ve yön kazandırırken insan için güven kaynağı olur ve Nevrotiğin yönünün yıkım ve yaratma sürecinden geçtiğini savunur. Problemli varoluşu yıkmak, terk etmek için cesareti ve yine yıkımın getirdiği güvensizlikte ve bilinmezlikte kendi kendini (psikolojik olarak) yaratabilmek için cesareti gerekli kılar. Böylece kendini yaratabilen, kişiliğini tekrar biçimlendirip, kendi varoluşunda kendi anlamına ve yönüne sahip olabilir. Genelde yanlış anlaşılan kritik bir noktadan bahsetmek istiyorum. Bu kitap bir gül bahçesi vadetmiyor. Aksine, varoluş sancılarının sorumluluğunu alıp yıkım ile daha da hastalanmayı vurguluyor. Zaten nevrotiğin şimdiki sorunu, kendi varoluşunun sorumluluğunu alamamasından kaynaklanıyor. Bu varoluş sorumluluğu, kendi kendini yaratma için yıkımın getirdiği acıları üstelenmeyi içerir. Yani bir bakıma kendi göbek bağını kendin kesmek gibi... Nevrotik bu “yönün” farkındalığını yaşadığında, nevrotik kaygı azalır ve gerçek varoluş sancıları ile karşılaşır. Bu da en azından kendi olabildiği için güven yaratır. Fakat, insanın bu eylemleri tek başına gerçekleştirmesinin imkansız olduğunu söylemek gerekir, daha önceden gitmiş bir rehberin varlığı şarttır.
Üstad’ın sunuş yazısını kaleme aldığı zamanın nevrotik tipi şimdiki zamanlarda psikoloji bilimince antisosyal kişilik bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu, bağımlı kişilik bozukluğu vs. gibi tanılar ile açıklanıyor. Bu tanıların yüzeysel olduğunu ve temeldeki meselenin aynı olduğunu düşünüyorum. Yani en temelde bir varoluş problemi görünür. Bilim çağında olduğumuzdan psikoloji de bilim gibi somut gerçekliklerin peşine düştü. Maneviyat soyut olduğundan, insanlık bunu sapkınlık olarak algılamaya başladı. Aslında varoluş probleminin yani tinsel bunalımın zemininde maneviyat eksikliğinin olduğu nettir. En başından nevrotik tip başına gelenlerin ne olduğunu psikoloji biliminin somut gerçekliklerinde ararken aslında tamamen soyut olan bir gerçekliğin pençesine düşmüştür. Anlam Eksiliği.. ya da Anlamsızlık.
Yukarıda bu kitabı okumanın kozmik bir anlamı olduğunu ve bu anlamın ismine çağrı demiştim. Elbette öyle.. çünkü burada kitaptan fazlası var. Bir “Hikaye”... Bu yazıda sadece bu Hikayenin kritik dönüm noktalarından bahsedeceğim. Çünkü şüphesiz bu konu tek başına başka bir metnin konusu olmalıdır. Üstad henüz 20 yaşında, ruhsal problemlerinden, yaşama karşı uyumsuzluğundan bir nevrotik olduğunu anlar. Ve bu nevrozu aşmak adına bir çalışma içerisine girer. 7 yıllık çalışması sonucunda bu kitap ile karşılaşır ve çevirisini yapmaya karar verir. Bu sayede nevrozu derinlikleri ile idrak ederek kendi nevrozunu dönüştürüp ruhunun anlam talebine bir cevap bulur. Sunuş yazısı okuyucuya bir “perspektif”, heyecan verir. Çünkü uzunca üstünde çalışılmış bir varlık tarafından yazılmıştır. Üstad sunuş yazısı sonrasında kültür insanları ile karşılaşmalar yaşar. Ve 2000’li yılların başlarında bu kültür insanlarının Spiritüel eksikliği ile karşılaştıktan sonra İstanbul’u terk eder. Edirne ilinin Keşan İlçesine bağlı Pırnar Köyünde terk edilmiş bir tarlada kendi “Spiritüel Çalışmasını” yapmak için bir Okul projesi yaratır. Yani Yaratma Cesareti ideali bir Okul fikrine dönüşür. Okul, spiritüel çalışmaları temel alarak en başında bahsetmiş olduğum nevrotik tipin tin arayışına, anlam arayışına cevap verir. Okul bölgenin nevrotik tiplerinin (kendi ailem ve diğerleri) dikkatini çeker. Bende bu tiplerden biri olarak, Üstad ile tanışıklığım bazı aile üyelerimin okulda yapmış olduğu çalışmaya dayanır. Okul Yaratma Cesareti fikrine dayalı bir çalışma içinde, insanı, özellikle nevrotik tipi şimdiki problemli varoluşundan kurtarıp kendini tekrar yaratma ve kendi olma öğretisi ile 24 yıldır görev yapıyor. Bu anlamda yaşamın bir noktasında Yaratma Cesareti kitabı ve Sunuş yazısı ile karşılaşma bir “Çağrıyı” temsil eder. Varoluş sancılarından yeni bir varoluşa geçmek için bir çağrıdır bu karşılaşma. Sunuş yazısından Üstad’a ulaşan okur online platformlar üzerinden Üstad ile karşılaşır. Ve bu çağrı genellikle reddedilir. Sunuş yazısı üzerinden Üstad’a ulaşan okur ve talip öğrenciler genelde ilk karşılaşmadan sonra kaçarlar. Çünkü eski varoluşları sancılı olsa da güvenlidir. Eski benliği yıkmak neticesinde bilinmezlik ve güvensizlik yaratır. Kitabın isminde Yaratma ve Cesaret kelimeleri birlikte kullanılmıştır. Cesaretin gerekliliği, yaratma sürecinden önce olan yıkım sürecindedir. Aslında cesaret ilk olarak yıkmak için gereklidir. Bu cümle de başka bir metnin konusu olmalıdır. Sonuç olarak, İnsanlar yıkımdan korktukları için bilinçdışından gelen bu kozmik çağrıyı reddederler. Ve kendi öz taleplerine özen gösteremezler.
Son olarak, hala kendi öz varlığı yaşayan insanların kendilerinin geçek kendilerine ulaşmak için spiritüel bir çalışma yapmalarının zorundalığı ile ve Felsefenin gerekliliği ile karşılaşıyoruz. Toplumda görüldüğü gibi, herkesin acısı yoktur. Ancak olanların sayısı artıyor. Felsefe somut kanıtlar üzerine çalışan bilimden farklı olarak insanı anlamak için bir araç olarak kullanılabilir. Özellikle son dönemlerde felsefenin gerekliliği somut olarak karşımıza çıkıyor. Üstad Alper Oysal’ın çevirdiği Rollo May’in “Yaratma Cesareti” isimli eserinin 23. Baskısını (20.000 adet) yapması bunun kanıtıdır.
Doğukan Engin, 22 Aralık 2024

Yorumlar
Yorum Gönder